Leopar Desenli Şapka;
Kaybın, arayışın ve belirsizliğin izinde bir roman: Leopar Desenli Şapka, Fanny’nin zihinsel hastalıklarla mücadelesini ve Anlatıcının onun yanında kurduğu karmaşık dünyayı keşfe çıkarıyor. Serre, sıradan bir yas hikâyesinin ötesine geçerek, karakterlerinin iç dünyasını hem kırılgan hem keskin bir gözlemle aktarırken, okuru yaşamın en mahrem ve tuhaf köşelerine sürüklüyor. Masumiyet, travma ve beklenmedik yakınlık arasında ince bir çizgide ilerleyen anlatı, okuyucuyu duygusal ve zihinsel bir yolculuğa çıkarıyor.
Serre’nin dili, sıradan bir cümlede bile zamanın, mekânın ve duyguların derinliğini hissettiriyor, unutulmuş anılardan duygusal kırılmalara uzanan çok parçalı bir metin, bir tür dokunsal labirent.
“Serre, basit bir hikâyeyi olağanüstü bir duygu yoğunluğuna dönüştürüyor.”
— Merve Emre
“Okumanız gereken en etkileyici romanlardan biri.”
— Le Point
Burukluk;
“Yirmi dakika… Bir bedeni, bir hayatı olduğunu, bulundukları yerin üstünde bir hayat olduğunu ve oraya geri döneceğini kendine hatırlattığı yirmi dakika.”
İngiltere’nin kuzeyindeki eski bir madenci kasabasında geçen bu hikâye, unutmanın ve hatırlamanın, kırılganlığın ve direnişin, umut ve hayal kırıklığının birbirine karşıt değil, bilakis birbirlerini tamamlayan duygular olduğunu gündelik yaşamın sıradanlığından yola çıkarak anlatıyor.
Alex ve abisi Brian, babalarının hayatını kaybettiği madende çalışarak babalarına yakın bir yaşam sürdürdüklerini hissetmektedir. Alex’in oğlu Simon ise bir yandan çağrı merkezinde çalışırken, diğer yandan Margaret Thatcher gibi karakterleri canlandırdığı drag show’larda sahne almaktadır. Sevgilisi Ryan ile olan ilişkisi ise hem tutkunun hem de kırılganlığın izlerini taşımaktadır. Yaşamları Yorkshire’daki bu madenin etrafında örülen üç kuşağın hikâyesi, kayda değer bir mesafeyi içeren bir ilişkisizlik teması etrafında kurgulansa da, yeni bir birliktelik ve değişim imkânını selamlar gibidir.
Burukluk okura basit ve sıradan görünenin ne kadar karmaşık ve sıradışı olduğunu gösteriyor: yaşamak için çalışmak zorunda olmanın fiziksel yıpratıcılığı; güvencesiz iş koşullarının yarattığı tahribat; cinsel yönelimi saklamak zorunda hissetmenin korkunç kırıcılığı; neoliberal politikaların neden olduğu bireysel ve toplumsal yıkım.
Ödüllü şair McMillan’ın bu ilk romanında yapmayı başardığı şey okuru bizzat kendi sıradan hayatıyla büyülemek.
Çocuk;
Macaristan’daki bir kasabada arşivcilik yapan Korin, sıradan belgelerin içinde eski bir elyazması keşfeder. Savaştan kaçmak isterken bir başka savaşa yakalanan dört arkadaşın efsanevi hikâyesini anlatan bu elyazması Korin’i derinden sarsar. Belgeyi çalar ve “ebediyete iletebilmek” için internete geçirmeye, bunu da dünyanın merkezinde, New York’ta yapmaya karar verir.
Karakterinin bulduğu elyazmasındaki kadar efsanevi ve sarsıcı bir anlatım sunuyor László Krasznahorkai okurlarına Savaş ve Savaş’ta. Hissedip de bir türlü adlandıramadığımız, yakınımızdayken bile algılayamadığımız anlamların peşindeki bir adamı, hayattaki amacını gerçekleştirebilmek için tüm imkânsızlıkların üstesinden gelen bir adamı anlatıyor. Ve amaçsız kaldığında hissedeceği ölümcül soğukluğu.
“Kıyametin çağdaş Macar üstadı, Gogol ve Melville’le kıyaslanabilir.”
Susan Sontag
“Krasznahorkai, günümüzde doğayı kültürden, kaderi tarihten ayıran o belirsiz çizgiyi anlamak için yoğun ve özgün bir çaba gösteren tek Avrupalı romancı.”
Colm Tóibín
“Farkındalığın çeşitli aşamalarındaki insan bilincinde çok katmanlı, kural tanımaz ve müthiş gerçekçi bir gezinti.”
Newsday, Chris Lehmann


