Olağan İkinciler;
Şeyma Akkurt’tan, kadınlık hallerine derinden bakan öyküler; karşı çıkan, korkmadan soran, engin denizlere açılan ve en sonunda çemberi tamamlayan…
Bir yasın otuz dokuzuncu gününde; bir oğulun,
annesine savurduğu “gelinliğini giyecek misin?” sorusunda;
bir bekleme odasının tedirginliğinde;
gece yatısında giyilen bir pijamada;
Kâşaneler Apartmanı’nın kız kardeşlerinde;
son yüzyılın en sıcak haziranında;
mezar taşlarına çöken hüzünde;
tek memesi süt taşıran kadında;
bir hafta erken gelen âdet sancısında;
otel odalarında yankılanan lohusa depresyonunda;
bir babanın kızını savunduğu o kısacık anda;
yepyeni bir haz deneyiminde
olağan ikinciliğin tüm yükleri…
Aşklar ve Hayaletler;
“Birkaç yıl önce yaşadığım ve pek de kimsenin umurunda olmayan trajedinin benden çok daha güzel, zengin ve çok daha şanslı birinin daha başına geldiğini ve onu böylesine darmadağın ettiğini dışarıdan izlemek ilginç, hatta neredeyse keyifliydi. Ona acımıyor, içinde bulunduğu kederden tuhaf bir haz alıyordum. Dünyanın adaleti bir nebze olsun sağlanmıştı sanki.”
Saplantılı âşıklar, hayaletlerinden kurtulamayanlar… terk edip gidenler, aptal ve yalnız hissedenler…
hayatın son demlerindeki Cemil Beyler, yaşamı güzelleştiren kedi bireyler…
Ayşe Burçak Aşklar ve Hayaletler’de, alışılmadık öykü karakterleri yaratıyor, onların iç dünyalarına sızıp iyi ve kötü arasındaki geçişkenlikleri, gri alanları keşfetmemizi sağlıyor. Örneğin, bir caninin dahi zihnine sızıp bakış açısını ortaya seriyor. Ya da “masum” görünenin bile ne denli acımasızlaşabileceğini gösteriyor… Hiçbir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını usulca hatırlatıyor bizlere.
Dünyadan Sonra Bir Yer;
“Adamlar aralarında konuştular. Kulak kesildin: Teneke tepsi, çay kaşıkları, televizyon cızırtısı… Masaya vuran parmaklar. Sözcükler seslere karışıp bozuldu. Bir ara oğlan seni işaret etti sanki. İlk kez o zaman arkanı döndün ve tüm adamlara tek seferde baktın. Hepsi önce bir çizgiye sonra büyükçe bir göze dönüştü. İçinde kızıl yolların döndüğü, insan uzvuna benzemeyen bir yuvarlaktı bu.” Yelina Tayfur, Dünyadan Sonra Bir Yer’de ziyaretçilerin, yolcuların, misafirlerin, yabancıların, yok sayılanların, unutulanların, bekleyenlerin yaşamlarından kesitler sunuyor. Yalnızlığa yazgılı sıradan insanların hüsranlarını ve hayallerini, boş vermişliklerini ve ısrarlı arayışlarını, kırılgan
heyecanlarını ve derin korkularını kayda geçiriyor. Genellikle yenilgiye mahkûm bu varoluş halinin eziciliğini anlatırken, her şeye rağmen yaşama tutunan bu insanların güçlü bir direniş ve dayanışma ihtimalini canlı tuttuklarını da satır aralarında fısıldıyor…
Yaban Hayvanı Koleksiyonu;
Sesin ne garip, ne kadar yabancı. Kendi kendine konuşanlara deli denilen yerlerden gelmişsin buraya. Kalktığın yere çömeliyoruz biz.Ya da senin boşluğuna yerleştiğimizi düşlüyoruz sadece. Çünkü nerede olduğumuzu anlamak öylesinezor ki artık. Sahi, neredeyiz o sırada?
Soğuğun ayılttığı bedenler, sisin gölgelediği düşler… Yaşam nerede bitiyor, ölüm nerede başlıyor? Hayat, bedenin neresinde saklanıyor? Ruhumuzun ete kemiğe büründüğü, bürünüp de aklımızla alay ettiği saatler var mı?
Emir Çubukçu, öykülerinde akreple yelkovanın var olmakla yok olmak arasında gidip geldiği zamanları anlatıyor. Bize kalması için uğraştıkça iplerini kaçırdığımız zamanları.
Yaban Hayvanı Koleksiyonu, uzaktan duyulan uğultunun, nereden geldiğini anlamadığımız o sesin peşine düşürüyor.


